Kadın cinayetlerinin perde arkasını anlattı

Kadın cinayetlerinin perde arkasını anlattı

Şanlıurfa Barosu Kadın Hakları Komisyon Üyesi Av. Fazilet Taştan Arserim, Şanlıurfa ve Türkiye genelinde meydana gelen Kadın cinayetleri, aile içi şiddet, boşanma ve psikolojik baskıların nedenlerini anlattı. Arserim, “Aile içi şiddet, töre, namus, kıskançlık, ekonomik, psikolojik sorunlar denilse de hiçbiri gerekçe gösterilemez. Hiçbir sebep kadının yaşam hakkını elinden alamaz. Kadın cinayetlerinin devletin ve toplumun cinsiyetçi tutumundan kaynaklanmaktadır.” dedi.

21 Temmuz 2020 - 10:42

Ülkemizde ve Şanlıurfa’da her geçen gün kadın cinayetleri, aile içi şiddet, boşanma ve toplumsal baskı olayları arttığını gözlemleniyor. Son verilere göre; Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun Haziran ayı raporunda 30 günde 27 Kadın cinayetinin ve 23 şüpheli kadın ölümünün olduğunu raporlamıştır. 2020 yılının ilk altı ayında 146 kadın cinayeti işlendiği gözlendi.
 
Şanlıurfa Barosu Kadın Hakları Komisyon Üyesi Av. Fazilet Taştan Arserim, Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunun İstanbul Sözleşmesinin yaşamsal nitelikte olduğunu kaydetti.
 
Aile içinde, sokakta, toplu taşıma araçlarında, evde şiddet olayları her geçen gün arttığına dikkat çeken Arserim, yaşamsal önemi olan 6284 sayılı yasa, İstanbul Sözleşmesinin ön gördüğü önlemler alınmadığından mağdur korunmuyor. Kadınlar kanun kapsamında alınan koruma kararlarına, tedbirlere rağmen şiddete uğramaya, öldürülmeye devam edildiğini vurguladı.
 
İnfaz yasası ve Pandemi ile şiddet arttı
İnfaz yasasının çıkması ve pandemi süreci nedeniyle son dönemlerde kadın cinayetleri, şiddet ve boşanma davaları yükseldiğine dikkat çeken Arserim “İnfaz yasından sonra kadın cinayetlerinde artış gösterdi. Bu tahliyeler tehdit, hakaret, fuhuş, yaralama bu suçlardan dolayı hüküm yiyenler caydırıcı bir şekilde cezalarını çekmeden topluma aile içine salını verildi. Kadınların bir kısmı tehdit ve öldürüleceği korkusuyla karşı karşıya kaldılar. Tahliyeler gerçekleşirken kadınların koruma altına alınması gerekiyordu.” dedi.
 
“Örf, adet namus vs. şiddetin gerekçesi olamaz”
Türkiye’de yaşayan her 3 kadından 1’i fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddete maruz kaldığını söyleyen Av. Fazilet Taştan Arserim, “Şiddet eşitsizlikten ve insan hakları ihlallerinden doğuyor. İnsan hakları ihlali olan kadına yönelik şiddet önlenemiyor. Örf, adet, namus, gelenek, dinsel inanış vs başkaca hiç bir şey kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz.” sözlerine yer verdi.
 
“İstanbul Sözleşmesi'ni ilk imzalayan ülkeyiz”
Avrupa Konseyinin "Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi" İstanbul'da imzalandığı için uluslararası camiada "İstanbul Sözleşmesi" olarak bilindiğini kaydeden Arserim, Türkiye, 2011 yılında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi'ni ilk imzalayan ve onaylayan ülke. Sözleşme, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girdi ve Mart 2019 itibariyle 33 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylandı.” ifadelerini kullandı.
 
“Kadın erkek eşitsizliğine vurgu yapan ilk sözleşme”
Sözleşmenin uluslararası hukukta kadına karşı şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın sonuçları olduğuna vurgu yapan ilk sözleşme olma özelliğine sahip olduğuna dikkat çeken Arserim, sözlerini şöyle devam etti, “İstanbul Sözleşmesinin imzalanması ile imzalayan taraf birtakım taahhütler altına girmiştir. Bunlardan en önemlisi “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması, Kadına yönelik şiddetin önlenmesi, Cinsler arası her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması, Kadının Ekonomik, Sosyal ve Siyasi olarak güçlendirilmesi ” için her tür düzenlemeyi yapmak ve önlemi almaktır.” şeklinde konuştu.
 
Sözleşme ile taraf devletler kadınları şiddete karşı koruyor
Av. Fazilet Taştan Arserim, sözleşmenin detaylarında taraf devletlerin kadının her türlü şiddete karşı koruması gerektiği ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak; şiddet mağduruna ve failine karşı destek politikaları oluşturmakla görevli olduğunu, sözleşmeye göre taraf devletlerin şiddetle mücadele etmek için yeterli düzeyde mali kaynak ve insan kaynağı tahsis etmesi gerektiğini de vurguladı.
 
Şiddete uğrayan kadının beyanı esas alınmalı”
İstanbul Sözleşmesi’nin şiddete maruz kalan kadının beyanını esas almak olduğuna dikkat çeken Arserim, “Oysaki soruşturmalarda, yargılamalarda erkeğin suçtan kurtulmaya yönelik, kadını suçlayıcı beyanlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yargılama sonucunda indirimler uygulanarak erkeği koruyan cezasızlık politikalarına karşı mücadele ediyoruz. İstanbul Sözleşmesinin tartışmaya açılması yaşam hakkına karşı bir düşmanlıktır. İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı kadınlar hayatta olacaktı diyoruz. Kadınları yaşatmak için İstanbul sözleşmesi yaşatır, İstanbul Sözleşmesi şart diyoruz.” sözlerine yer verdi.
 
“Kadın cinayetleri bireysel olaylar değildir”
“Kadın cinayetleri bireysel olaylar değildir.” diyen Arserim sözlerinin devamında ise, “Kadın cinayetleri ile toplumun, erkeklerin kadına bakış açısını açıkça görmekteyiz. Şiddetin en ağır en vahim şeklini kadın cinayetleri ile görüyoruz. Aile içi şiddet, töre, namus, kıskançlık, ekonomik, psikolojik sorunlar denilse de hiçbiri gerekçe gösterilemez. Hiçbir sebep kadının yaşam hakkını elinden alamaz. Kadın cinayetlerinin devletin ve toplumun cinsiyetçi tutumundan kaynaklanmaktadır. Cinsiyetçi yaklaşımlar kadına karşı şiddeti sistematik hale getiriyor. Kadınlar ölmek istemiyoruz diye haykırışların ardından öldürülüyorlar. Kadın cinayetlerinin önlenebilmesi için kolluğun, adli makamların, siyaset politikalarının yetersiz kaldığını görmekteyiz ve bunu her seferinde ısrarla dile getiriyoruz.”
 
Av. Fazilet Taştan Arserim Kadına karşı şiddetin ve kadın cinayetlerinin artma nedenlerini sıralayarak sözlerine son verdi;
“• Etkin soruşturmaların yapılmamasından,
• Yargıda bütünlüğün olmamasından,
• Koruma talep eden kadınların yeteri kadar korunmamasından,
• Önlem almada gecikilmesinden,
• İhmallerden,
• Cezasızlıktan,
• Haksız tahrik, iyi hal, saygın tutum, erkeklik indirimi uygulanmasından,
• Bu cinayetlerin af kapsamında olmasından,
• Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden,
• Erkek egemen anlayıştan,
• Kadının hak ve özgürlüklerinin yok sayılmasından,
• Örf ve adetlerin kanunun önünde olmasından kaynaklanmaktadır.
Toplumdaki söylemlere bakıyoruz ve çözüm önerileri;
• Issız yolda yürüme,
• Mini etek giyme,
• Gece dışarı çıkma,
Çözüm bunlar değil.
Ataerkil, feodal zihniyet düşünceleriyle kadın baskı altında tutulmak isteniyor.
Kadın erkek eşit değilse, kadın kahkaha atamaz zihniyeti varsa, kadına sen sus deniliyorsa bu zihniyetle mücadele etmeye devam edeceğiz.
Şiddete ilişkin açıklama yapanlara bir yaptırım uygulanmıyor.
Kadın cinayetlerinde sadece isimler değişiyor…
Yarın da bizden biri olacaktır.”
 
Şanlıurfa Barosu Kadın Hakları Merkezi, gönüllülük esası ile kadınlara haklarını anlatarak eğitim programları düzenliyor. Kadınlara ekonomik olarak yardım alabileceği kurumlar hakkında bilgilendirme yapıyor. Sürekli açık olan merkezde telefon hattı ile kadınlara destek veriliyor. Yine baro bünyesinde aile içi şiddet gören, boşanmak isteyen kadınlara adli yardımdan avukat ataması yapılıyor.
 
Mehmet Halhalli / Urfa Değişim
  

Bu haber 1053 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Koronavirüs yüzyıllık gelenekleri değiştirdi
Koronavirüs yüzyıllık gelenekleri değiştirdi
Demirkol: Suçların temelinde ekonomik problemler var
Demirkol: Suçların temelinde ekonomik problemler var