Kaçak yapı ve gecekondulaşma

Kaçak yapı ve gecekondulaşma

Şanlıurfa ve ülke genelinde geçmişten günümüze devam eden kaçak yapı ve gecekondulaşma sürekli artıyor. Özellikle getirilen imar barışı ve benzeri uygulamalar bu tür yapıların önünü açabiliyor.

15 Temmuz 2020 - 12:02

Kaçak ve düzensiz yapıların artması ile beraber üst ve altyapıda yerel yönetimler yetersiz kaldığını kaydeden Prof. Dr. Mithat Arman Karasu, gecekondulaşma ve kaçak yapı sorunun özellikle Eyyübiye ilçesinde daha fazla olduğunu kaydetti. Karasu, kentin en az 3’te birinin kaçak ve gecekondu olduğunu söyledi.
 
Şanlıurfa’nın en önemli sorunu yetişmiş kalifiyeli ve işini bilen insan sayısı çok az. Ekip duygusu yok. Girişimci bir ruh lazım ama yok. Belediyeler temel hizmetlerde bile çok yetersiz. Bir alt geçit yapmanın yıllar sürdüğünü kaydeden Karasu,  Şanlıurfa’da biten ve bir türlü başlayamayan iki önemli kentsel dönüşüm projesi var. Eski sanayi bölgesi iyi bir örnek değil. Zaten hali ortada. Uzman olmaya gerek yok. Kocaman bir yapı yığını ve dükkânlar zinciri. Amaç yeni yaşam alanı yapmak değil, yapı yoğunluğu yaratmaktı. Öyle de oldu.



Yeşildirek kentsel dönüşüm projesi galiba yakında başlayacak. Umarım bu da diğeri gibi olmaz. Şanlıurfa’da ciddi bir yeşil alan, park ve otopark sıkıntısı var. Bu amaçla kentsel dönüşüm yapmak gerek.” dedi.
 
Harran Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mithat Arman Karasu, gerçekleştirdiğimiz röportajda imar barışı, kentleşme ve çevre sorunları, Kentsel dönüşüm projeleri, ilimizdeki projeler ve gecekondulaşma sorununu ele aldık.
 
İşte röportajın tamamı:
1 – Şanlıurfa’daki yapıların ne kadarı gecekondudur?
Öncelikle bu rakamı kesin olarak bilmek mümkün değil. Türkiye’de bina sayımları düzenli olarak yapılmıyor. Türkiye genelinde kaç gecekondu var denildiğinde, bu rakamlar tahminlerle sınırlı. Bir bölümü ancak imar afları ile kayıt altına alınıyor. En son imar barışında olduğu gibi. Yapı sahibi af için devlete geldiğinde yapısı da kayıtlara girmiş oluyor. Diğer taraftan, gecekondu yapımı durmuş değil. Türkiye’de artık sorun yalnızca gecekondular değil, çok sayıda kaçak yapı da var.
Gecekondu başkasının arsası üzerine izin almaksızın inşa edilen yapılar iken, kaçak yapı kendi arsası üzerine ya izinsiz ya da aldığı izne aykırı yapılan yapı demek. Bence Şanlıurfa’da gecekondu kadar kaçak yapı var. Eyyübiye’de bu tür yapılar daha çok iken, nispeten Karaköprü’de daha az. Ancak tüm kent düşünüldüğünde, kentin en azından 3’de birinin kaçak ve gecekondu olduğunu söylemek rahatlıkla mümkün.
 
2 – İmar barışı ve benzer uygulamalar gecekondulaşmayı artırıyor mu?
Sizin bir çocuğunuz yaramazlık yaptığında haklı olarak ceza verirsiniz. Ama bu cezayı uygulamaktan vazgeçerseniz ya da ertelerseniz çocuk artık sizin ceza vereceğinize olan inancını yitirir. İmar affı böyle bir şey.
Gecekondu ve kaçak yapı hukuk dışı bir eylemdir. Suç olan bir eyleme ceza vermek yerine ödül verirseniz, o zaman bu eylem hem yasa dışı olmaktan çıkar hem de yaygınlık kazanır. Türkiye’de ilk imar affı, 5218 sayılı Kanundur. 1948 yılında çıkarılmıştır. Daha sonra 775 sayılı Kanun çıktı ve dedi ki; “Bundan sonra yapılacak gecekondular af edilmeyecek”. Sonra tekrar af çıktı.
1980’lı yıllarda Özal Hükümetleri 2805 ve 2981 sayılı Kanunlarla imar affı getirdi. Üstelik bu aflar diğerlerinden çok farklıydı. Özal yalnızca gecekonduyu af etmedi üstüne 4 kat yapı izni verdi. Böylece, gecekondu bölgelerinde, getirilen ilave kat artışıyla, bir “apartmanlaşma” süreci başlatılmış oldu. 1999 Marmara Depreminde yıkılan apartmanların çoğunluğu bunlardır.   
İmar afları gecekonduyu artırır. Türkiye’de kentsel nüfus içinde gecekonduda yaşayanların oranı 1955 yılında % 4,7 iken, bu oran 1975 yılında % 23,6’ya, 2002 yılında % 27’ye ulaşmıştır. İmar affı hukuk dışı olanı, hukuki hale getiriyor. Ancak gecekondu yine gecekondu. Af edilince yapı kalitesi artmıyor, depreme dayanıklı hale gelmiyor. Önündeki yol düzelmiyor.


 
3 – Gecekondulaşma kentleşme ve çevre sorunları açısından ne gibi sonuçlar doğurur? 
Öncelikle gecekondu planlı kentin yanındaki plansız alandır. Siz imar planı yaparsınız. Gelecek için neye ihtiyaç var, ne kadar insan nerede ve nasıl yaşayacak vb. sorulara imar planı ile cevap verirsiniz. Gecekondu ise sizin bu planınızı yok sayar.
Kent içinde imarlı-imarsız diye ikili bir yapı oluşur. Bu ikili yapı yalnızca fiziksel değildir. Bir tarafta gecekondu; diğer tarafta apartmanlar. İki ayrı yaşam, iki ayrı bakış açısı ve toplum. Gecekonduyla birlikte toplum mekânda ayrışır.
Gecekondu düzensiz ve plansız yapıldığı için çevreye zarar verir. Altyapı yetersizdir. Gecekonduda oturanlar kentin en sağlıksız yerinde oturmak zorunda kalır. Çünkü yol, içme suyu yeterli değil. İstanbul’da itfaiye bazı sokaklara giremiyor, yol plansız yapılmış ve çok dar. Çoğu zaman kentin en kötü yerinde gecekondu yapılır. Brezilya’da gecekondular dağın yüzeyine yapılıyor. Evler arası yol bile yok. Sonunda Brezilya Hükümeti ulaşım için teleferik yapmak zorunda kaldı.
Tüm bu zorluklara karşın gecekondu ve kaçak yapılaşma haksız bir kazanç anlamına geliyor. Bazıları İstanbul’a gelip gecekondu yapıyor, imar affı ile zengin oluyor, ama binlerce insan yıllarca kira ödeyip, ev geçindiriyor. Bu durum sosyal adalete uygun değil.
 
4 – Yerel yönetimlerin gecekondu politikalarını nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’de yerel yönetimlerin hiçbir zaman gecekondu politikası olmadı. “Gecekondu yıkarım” diyen adamın belediye başkanı olma şansı yok. Yıllarca hem gecekondular yıkıldı hem de imar afları çıktı.
1970’lerden sonra gecekonduda yaşayanların sayısı artınca sorun siyasi hale geldi. Çünkü artık çok sayıda gecekondu oyu vardı. Bu durumda yerel yönetimler için gecekondular oy deposuna dönüştü. Çeşme, yol ya da af karşılığında oy veren gecekonduda oturanlar siyasiler için kolay oy demekti.
 

5 – Gecekondulaşmanın önüne geçmek mümkün mü?
İnsanlar neden gecekondu yapmak zorunda kalıyor. Aslında bunu düşünmek gerek. Kimse kötü şartlar içinde yaşamak istemez. Sorun kalkınma sorunu. Yeterli sermaye birikimi yok ise ne düzenli konut yapmak ne de sağlıklı kentler üretmek mümkün değil.
Türkiye’de, 1950-1980 arası dönemde, 22 milyon insan kırdan kente göç etti. 1980 sonrası terörle birlikte 2 milyona yakın bir göç daha gerçekleşti. İstanbul’a her yıl 250 bin insan gidiyor. Türkiye gibi mali imkânları sınırlı bir ülkenin bu kadar insana iş bulması, bu kadar insan için konut yapması çok zor.
Zaten az olan mali kaynaklar sanayileşme için kullanıldı. Gecekonduda yaşayan insanlar ucuz iş gücü olarak sanayileşme sürecinde kullanıldı. Kırdan gelen ve her işte çalışan bu insanlar barınma sorunlarını kendileri çözdü ve gecekondu yaptı. İşin bir de bu yönü var. 
 
6 – Urfa’daki kentsel dönüşüm projelerini nasıl buluyorsunuz? Sizce yeterli mi?
Bence önce kentsel dönüşüm kavramını düşünmek gerek. Ne için yapılır kentsel dönüşüm. Amaç nedir? Amaç çok önemli.  Çünkü amaç uygulamayı belirliyor. Amaç insan odaklı ve sağlıklı bir kent parçası yapmak ise o zaman sorun yok.
Başarılı kentsel dönüşüm projelerinin ortak özellikleri var. Amaçları doğru. Dönüşüm yapılacak alanda yaşayan halk her aşamada karar alma sürecinde. Ortak bir akıl var. Başarılı bir kentsel dönüşüm projesi kent ile uyumlu olmalı. Bursa’da olduğu gibi kentin tam ortasında koca bir yapı yığını olmaz.
Kentsel dönüşüm süreci zorlu bir hukuki süreç. Bu nedenle uygulamadan önce hukuki hazırlığı çok iyi yapmak gerek. Herkesi ikna edecek sabrı göstermek gerek. Kentsel dönüşümde hız iyi değildir. Japonya Osaka’da kentsel dönüşüm süreci 7 yıl sürdü. Kimse çabuk çabuk demedi.
Batı ülkelerinde eski sanayi bölgeleri ya da suç oranı yüksek semtlerde kentsel dönüşüm uygulanıyor. Çok da başarılı oluyor. Neden çünkü eski sanayi yıkılıyor yerine park, kültür merkezi yapılıyor. Londra’da eski liman bölgesi bunun güzel bir örneği.
Kentsel dönüşüm projelerini merkezi idare değil, belediyeler yapmalı. Halka en yakın kamu kurumu belediye. Sorunları en iyi bilen belediye. Merkez mali katkı sunabilir ama bu her işi yapacak anlamına gelmemeli.
Şanlıurfa’da biten ve bir türlü başlayamayan iki önemli kentsel dönüşüm projesi var. Eski sanayi bölgesi iyi bir örnek değil. Zaten hali ortada. Uzman olmaya gerek yok. Kocaman bir yapı yığını ve dükkânlar zinciri. Amaç yeni yaşam alanı yapmak değil, yapı yoğunluğu yaratmaktı. Öyle de oldu.
Yeşildirek kentsel dönüşüm projesi galiba yakında başlayacak. Umarım bu da diğeri gibi olmaz. Şanlıurfa’da ciddi bir yeşil alan, park ve otopark sıkıntısı var. Bu amaçla kentsel dönüşüm yapmak gerek.
 
7 – Uzmanlık alanınız olan kentleşme ve çevre sorunları ile ilgili eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben 11 yıldır Urfa’da yaşıyorum. Zorunlu hizmetin bittiği halde kalmaya devam ediyorum. Urfa kocaman bir laboratuvar. Kent içinde aşiret var ve değişiyor. Kırdan kente göç var. Suriyeli sığınmacı göçü var. Değişim içinde bir kent. Tam bir araştırma sahası. Bu güne kadar 4’ü uluslararası, 9 makale yazdım Urfa hakkında. Daha devam edeceğim.
Şanlıurfa Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip kenti. En büyük sulanabilir tarım alanına sahip. Üstelik GAP projesinin merkezi ve büyükşehir. Göbeklitepe gibi bir hazineye sahip.  
Tüm bu olumlu fırsatlara rağmen kentte yapılan tek iş konut yapmak. Rant yaratmaya çalışmak. Kentin her tarafı inşaat. Adım atacak yer yok. Nefes alacak yer yok. Son dönemde biraz biraz yeşil alan arttı. Ama çok sınırlı. Göbeklitepe turizm için önemli olduğu kadar değerli. Kimse şöhret olana kadar varlığından bile haberdar değildi.

Kentin imkânları var. Ama çok büyük bir eksiği var. Yetişmiş, kalifiye ve işini bilen insan sayısı çok az. Ekip duygusu yok. Girişimci bir ruh lazım ama yok. Belediyeler temel hizmetlerde bile çok yetersiz. Bir alt geçit yapmak yıllar sürüyor. Şanlıurfa gibi çok sıcak bir kentte çöplerin kapakları yok. İnanılmaz bir koku oluyor. Dışarıdan gelen insanlar için anlaşılması zor bir durum.
 

Kaynak: urfadeğişim
Bu haber 1101 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
"AKP'nin Urfa'ya bakışı tez konusu"
Nihat Çiftçi'den Urfaspor için kurtuluş reçetesi
Nihat Çiftçi'den Urfaspor için kurtuluş reçetesi